Hükümetin seçim çalışmaları içinde yer alan sözleşmeden kadroya geçiş çalışmasının bu kadar hızlı gerçekleşmesi, gerçekten beklenmedik bir ataktı. Birçok kişinin dört gözle beklediği fakat ne zaman gerçekleşecek dediği bu beklenti, seçim öncesi vaatler arasında yer almıştı. Hükümet sözünde durdu, gerçekleştirdi.
Sözleşmeden kadroya geçen tüm arkadaşlarımı tebrik ederim, sevinçlerini paylaşıyoruz.
Fakat burada özellikle vurgulamak istediğim konu sözleşmeliyken kadro almak için sınavlarda ter döken, maddi manevi birçok sıkıntı çeken arkadaşların durumu;
- Evli bay-bayan arkadaşlarımızın, çoluk çocuklarını ailelerini bırakıp tayinleri onları nereye sürüklediyse oraya gitmeleri sonucu yaşadıkları sıkıntılar.
- Vaiz hocaların tayin edildikleri yerlerde 2 yıl mecburi hizmete tabi tutulmaları( hiçbir tayin hakları yok ne eş durumu, ne eğitim, ne sağlık)
- Üniversitede öğrenciyken kadro uğruna tayin isteyen arkadaşların yaşadıkları sıkıntılar. Tayin sadece yükseklisans ve doktora öğrencilerine veriliyor.(neye göre böyle bir kolaylık verildiğini de anlamış değilim. Fakülte öğrencisi haftanın hemen hemen her günü derse girmek zorunda fakat yükseklisans ve doktora öğrencisi lisans öğrencisinden çok daha az ders saatine sahip)
- Sözleşmeden kadroya geçen arkadaşların adaylıklarının kaldırılması halinde, kadrolu sınavı kazanıp atanan daha öncesinde uzun yıllar sözleşmeli çalışan arkadaşların hala adaylıktan kurtulamamış olması.
Aslında verilen tepki yanlış anlaşılmasın (yine yenileyelim) ;
Eminim ki hiçbir arkadaş sözleşmeden kadroya geçilmesi konusunda tepki vermemiştir. Bizler din adamıyız, sadece din adamı olmakla değil, peygamber efendimizin izinde gidip o düsturla yola çıkan insanlarız.”Kendimiz için istemediğimizi başkası için istememek. Kendimiz için istediğimizi başkası için istemek kâmil mümin olmaya çalışmak amacımız.
Zaten bir tepki verilecekse bu yersiz olacaktır; çünkü kimse geleceği bilemez.
“Bilseydik işaretlemezdik, gitmezdik” diye hayıflanmak anlamsız. Bilinseydi tercih yapılmazdı. Bilinemeyeceği için tercih yapıldı, gidildi. Şimdi sabır zamanı, hayrı görme zamanı.
Burada herkesin beklentisi sözleşmelinin kadroya geçme meselesi değil,TEK İSTEK aynı haklardan yararlanmak. Aynı kurumda aynı süre çalışılmış, aynı yerde görev yapılmış olduğunuz halde aynı haklara sahip olmamak, bu açıkça adaletsizlik bunun başka bir açıklaması olamaz. Beklenti şu;
- Adaylığın kaldırılması(uzun süre sözleşmeli görev yapan arkadaşlar için)
- Vaiz hocalarımızın mecburi hizmetinin bir an önce kaldırılması
- Koşulsuz tayin haklarının verilmesi
Bu durumda dipnot vereyim bilmeyen arkadaşlar için; sözleşmeli görev yapıp kadroya atanan arkadaşlar, sözleşmeli çalıştıkları senelerin tazminatını alıyorlar. Bu çalışma sürelerinden değil sadece emekli ikramiyesinden düşecek.(Bu sözleşmeden kadroya geçen arkadaşlar için geçerli değil)
Burada bir konuya da söz getireyim hak aramak.
Bir hocamız diyor ki: “Hocam hak aramaya kalkınca nankörlükle suçlanıyorsun, maddi haklarımızdan, taleplerimizden bahsedince paragöz oluyorsun. Seni senin silahınla vuruyorlar. Diyorlar ki: “Sen din adamısın Allahın rızasını düşünmelisin sadece.”
Şunu mu demek istiyorlar acaba anlamaya çalışıyorum zihniyetlerini.
“Sen çoluk çocuğunun nafakası geçimini düşünme onların karnını Allah doyurur.”
Aklıma şu hikâye geldi hemen.
“Okul kantininde sıraya girmeyip yemeğini Allah dilerse verir dilemezse vermez diye düşünen sonunda aç kalan öğrenci hikâyesi. Ben Allahın rızasını tabi ki gözetirim, besmeleyle işime başlarım, fakat devletin verdiği hakkı başkalarının elimden ‘sen din adamısın’ diye almasını nasıl kabul edebilirim”
Bu nasıl bir bakış açısı anlayamadım.
Her şey değişiyor artık, Diyanet bünyesi değişiyor. Eski eğitim anlayışı, bakış açısı artık değişmeli, kurum içinde oluşan feodal düzenden kalma düşünce yapısı değişmeli. Kurum içinde hemen hemen tüm görevliler ilahiyat mezunu belli bir eğitimden geçmiş insanlar okuyan, düşünen, zorluklarla mücadele etmesini bilen kişiler. Bunlara istenilen haklarını vermemek, tepki verenlere de yukarıda sayılan nankörlük, paragöz gibi ifadeleri de kullanmak CEHALET.
28 Şubat dönemi yapılanları unutmadık ve halimize, devletimize, hükümetimize şükrediyoruz. Kaybedilen haklarımızı tekrar geri aldık binlerce şükür, fakat bunlar karşısında bir ömür boyu minnet altında kalırcasına sessiz kalmak, onlarla yetinmek, hakkını aramamak asıl bu CEHALET işte.
Biz kurum olarak Meb, Sağlık Bakanlığından bir farkımız kalmamalı, herkesin 657 ‘e tabi olarak ortak hakları vardır ve her kurumda her vatandaş aynı şekilde yararlanacaktır. Sağlıkta çalışan bir hemşire gelip bugün gece nöbetim vardı kaldım fakat ücretim yatmamış diye tepki verse kurum ona Allah rızası için insanların hayatını kurtarmaya çalıştın paragöz olma mı diyecek. Eğer Allahın rızasını gözetmek gerek öncelikle derseniz, amenna buna kimsenin tepkisi olamaz fakat sadece diyanet değil tüm kurumlar insanlık için çalışıyor, eğitimcisi, sağlıkçısı bir defterdarı bile bu toprak için çabalıyorsa bu da Allahın rızasını gözetmektir. Bunu sadece bir kuruma indirgemek ayrıca bir CEHALETTİR